Kıbrıslılar Birliği’nin MEB, Yavuz ve gelişmeler üzerine görüşleri


KIBRISLILAR BİRLİĞİ’NİN MEB, YAVUZ VE GELİŞMELER ÜZERİNE GÖRÜŞLERİ

Cyprus EEZ & Yavuz

08.10.2019 – İlk üç fotoğraf Rumca konuşan Kıbrslı politikacıların işgalci ile “diplomasi” çalışmalarını göstermektedir. Son fotoğraf ise 22 Ocak 2018 Afrika gazetesi saldırılarından yani işgalcinin Kıbrıs’ın bağımsızlığı için mücadele eden Türkçe konuşan Kıbrıslılar üzerine bir katliam denemelerinden birini göstermektedir. Hepsi yakın zamandan. Ama 1833 yılında gerçekleşen ve Türkçe Konuşan Kıbrıslılar ve sıradan Rumca konuşan Kıbrıslılar Osmanlıya karşı savaşırken, Rumca konuşan elit ve kilisenin Sultanın arkasına saklandığı Gavur İmam İsyanı’ndan bugüne hiçbirey değişmedi.


Bugün yine aynı strateji Avrupa ve Amerika’nın arkasına saklanan Rumca konuşan Kıbrıslı siyasiler tarafından devam ettiriliyor. Şimdi bunların yanına İsrail ve Suudi Arabistan gibi terörist devletleride eklediler. Fonksiyonunu yitirmiş ülkemizin mevkilerini yine ülkemizi bu emperyalistler ve aşırıcılar ile işbirliği kurmak için kullanan Rumca konuşan Kıbrıslı politikacıları kınıyoruz. Aynı ülkeler Türkiye’nin 1974’teki işgalinin yanına kalmasını sağlayan ve yine bugün Suriye’nin Kürt bölgelerini işgal planına göz yuman ülkelerdir. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kontrol edenlerin açıklamalarından kendilerinin hiçbir siyasi strajileri olmadığı belli olmaktadır. Aynı bir koloni gibi, tek siyasi stratejilerinin başka ülkelerin ileride Türkiye ile kötü olmaları için “dua etmek” ve beklemek olduğu açık.

Bu bağlamda, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve Yavuz konularının da direkt olarak Kıbrıs problemi ile bağlantılı olduğuna inanmaktayız. Bu konular bölücü-ayrılıkçı “iki bölgeli ve iki toplumlu” konuşmalara takılmış olan başarısız politikacıların eseridir. Bu konular bizim “muhtar” olmaya yetecek birikimi olmayanlara devlet pozisyonları vermemizden kaynaklanmaktadır. Bu konular basit bir “milli davayı” dünyanın gözü önünde savunamama beceriksizliğine dayanmaktadır.

Geçen hafta yine “işgal” bölgesindeki Beşparmak Daplarında blunan Türk bayrağına karşılık, “özgür” bölgedeki Kıbrıs’ın Bağımsızlık Günü resmi kutlamalarında açılan Yunan bayraklarına şahit olduk. Bu tür hareketlerin bir soytarılık ve uluslararası siyasi arenada kendi ayağımıza kuşun sıkmanın mükemmel birer örneği olduğunu düşünmekteyiz. 1974’ten bugüne Türkiye her gün Kıbrıs’ın onların “milli davası” olduğunu deklare etmektedir. Ama açıkça görülüyor ki Kıbrıs hala anayasaya aykırı şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kontrol eden Rumca konuşan Kıbrıslı yöneticilerin “milli” davası değil.

1974 Türk işgalinin ardından herkesin en azından şunu anlaması gerekiyordu. Bu adada Yunan bayrağının varlığı Türk bayrağının varlığını garanti etmektedir. Eğer siyasilerin “özgür” bölgede yabancı devlet bayraklarını asmalarına ve bizi bu devletlerin kolonisi gibi göstermelerine izin verirsek haklı bağımsızlık mücadelemizi her açıdan kaybetmeye devam edeceğiz.

Her zaman söylediğimiz gibi, MEB ve Yavuz da dahil olmak üzere her şeye tek çözüm, İsmet Güney’in 1960 yılında bize hediye ettiği bayrağın, Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağının altında birleşmektir. Bunu 1963 yılından bugüne kadar “anayasaya aykırı” alınmış bütün kararların düzeltilip cumhuriyetimizin “anayasal” mekanizması geri döndürülerek Türkiye’nin bu topraklardaki varlığını gayrimeşrulaştırarak elde edebiliriz. Ondan sonraki ödev, demokratik yollar ile anayasamızı bağımsız bir hale getirmek, “Garanti Anlaşmasını” ortadan kaldırmayla başlayarak.

Zaman doluyor. Her geçen gün Türkçe konuşan Kıbrıslılar, Türkiye’nin onlara karşı uyguladığı sosyal, kültürel ve ekonomik baskılar neticesinde adayı terkederken, yüzlerce illegal yerleşik Türk adaya gelmektedir. Bugün işgal bölgesindeki nüfusun yüzde 90’ını yani yaklaşık 1.5 milyon kişiyi illegal yerleşikler oluşturmaktadır. Bu sebeple mevcut statükonun devam etmesi için yapılan tüm uğraşlar Türkiye’nin adanın işgal ettiği bölgelerini tam olarak kolonize edip, adanın geri kalanınıda işgal etme planını gerçekleştimesine yardım etmekten başka birşeye yaramamaktadır.

Bu sebeple, ne olursa olsun, Kıbrıslılar Birliği olarak bu topraklardaki tüm yabancı işgal bayraklarını ink için verdiğimiz kavgamıza devam edeceğiz. “Kıbrıs Kıbrıslılarındır” ideali için mücadelemize devam edeceğiz. Ve tam bağımsız üniter Kıbrıs’a kavuşmak için “tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet” prensiplerini savunmaya devam edeceğiz.